ELEŞTİRMENE VE DÜŞÜNENLERE AÇIK MEKTUP.!

Fikir adamları ile yazarlar arasında ki en bariz ve açık,hatta gören gözlerin beyninde şimşekler çaktıracak kadar açık fark, fikir adamları genelde iddia sahibidir ve cümlelerinde kesinlik arz eden ifadeler vardır.

Siz fikir adamlarına “neden kesinlik ifade eden cümleler kuruyorsunuz” diyemezsiniz, derseniz fikrine düşüncesine saygısızlık yapmakla kalmaz, düşüncenin önünü kesersiniz.

Bunu biraz daha ileri götürenler, insanlık tarihinde fikir adamlarını idama götürmüşlerdir.

Fikir adamlarının karşısında yapabileceğiniz en ahlaki iş, “o fikir öyle olmaz, böyle olur” demektir..

Bunu da ancak, fikir adamını ikna ile yapmak ahlaki olur.

Kim bilir belki de sizin fikriniz en doğrusudur…

Asla susturmakla, “sen sus” demekle değil.!

Çünkü bu toplum susmaya, çocukları susturup “sen sus bakim, yine boyundan büyük laflar etmeye başladın” demekle başladı..

Kim bilebilirdi,ki o çocuk neler söyleyecekti.

Beşikte uyarıcı gönderdiği peygamberi konuşturan Allah, “çocukları susturun” dermiydi…

Beni çocukken kimse susturmadı.

“Babam saatlerce fikirlerimi” dinlerdi. Belkide o yüzden susmuyorum ve kimine göre saçmalıyorum..

(O’nu ve tüm ölmüşlerimizi rahmetle anıyoruz..)

Ama başka cemiyetlerde, daha küçük yaşımda olmama rağmen, konuşmak isteyen çocukların susturulup “sus bakalım sen” dediklerine çok şahit oldum…

Hülasa…

Fikri güç, ancak fikirlerle çürütülür aksi takdirde, bu gün gömseniz hatta öldürseniz de, yarın yine yeşerir.

Çünkü güneş, gerçekten balçıkla sıvanmaz.

Çünkü Rus düşünürün de dediği gibi, “gerçek herşeyin babasıdır”

Yazarlar ise; olanı veya olması ihtimal dahilinde olanları, kimi zaman duygusal, kimi zaman komik veya tirajikomik, kimi zaman cansız bir varlık, kimi zaman canlı hayvan üzerinden, olmadı insan üzerinden, örnekler verip, okuru ya ağlatır yada düşündürür olmadı güldürür..

Yazarın dilinde kesinlik değil, olması gereken, olmaması gereken, bazen de kesinlik ifade etmeyen fikirler olur…

Doğrudur.!

Ciddi eleştirmenlerden gelen en büyük eleştirilerden biri de, yazılarımdan kiminde kesinlik arz eden cümleler olduğudur.

Değerli eleştirmen:

İyiki varsınız…

Size samimi duygularımla teşekkür ederim…

Evet benim bir fikrim var, ister bana “fikir adamı” der, isterseniz “deli yine bir şeyler saçmalamış” dersiniz..

Yazarlık yaptığım doğrudur, “sana yazar diyenler” diye kurduğunuz cümlede siz bana değil, beni okuyanlara hakaret ettiniz.

Bu ne acındırıcı dildir.

Bana bir kişi bile yazar dediyse, O insanı neden aşağılıyorsunuz ki.!

Bunu farkında olmadan yapıyorsanız, yazı dilini gerçekten bilmiyorsunuz.

Zira, “sana yazar diyenler” diye cümleye başlamak, ön yargının zirvesi ve bu cümleden sonra “benim için kurulacak tüm cümlelere” beynimi kapattım demektir.

Ama önemli de değil..

Çok iyi de yazdığım söylenemez.

Benden çok iyileri var.

Hele geçmişte, yakın tarihte ölmüş bir yazar vak ki, kumar oynasa ve kumarı anlatsa herkes kumarbaz olur, milliyetçi olsa herkes milliyetçi olur, dindar olursa herkes dindar olurdu.

Öyle dertli anlatırdı ki derdini, sen O’nun kumar parasını bile verir, inanmadığın halde onun imanına ortak olurdun..

Hem yazar, hem de şairdiler.

O’nlara çoğu yazar, “Dilin ve edebiyatın doruğu, dil ile sevişen adamlar” der…

Evet bu güzel, dili iyi kullanan adamlar kadar iyi değilim ancak; akademisyeninden, köylüsüne, köylüsünden milletin vekiline kadar binlerce insandan olumlu veya olumsuz tepkiler alıyorum ve fikrimle ilgili fikirler söyleyenler oluyor.

O’nlar iyiki varlar…

O’nlar değişimden korkmayan, önlerinde saygı ile eğilip ceketimi önünü iliklediğim insanlar ve çoğunun ortak yönü ise, bir dönem yollarının aşkla kesişmesi…

(İyi ki varsınız değerli dostlarım.)

Bu değişimin temelleri bu çağda atılacak, İmam-ı Azam, İmam Maturudi, vb gibi onlarca değerli, aklı keşfeden, önlerinde saygı ile eğileceğimiz düşünürlerimizin, akli güçlerini yaymak bizlere de nasip oluyor.

Unutturmaya çalışıyorlar ama unutturamayacaklar..

Diyorum ki:

İslamda zaten olmayan din adamı sınıfını ret ediyorum ve camilerde görevli arkadaşlarımızı, din adamı sınıfına çevirecekler…

Camilerimizde görevli benim de mezunu olduğum okulun mezunu İmam-Hatiplere, kürsü dokunulmazlığı verin.

Eğer imamlara kürsü dokunulmazlığı verecek kadar güvenemiyorsanız aklıma şu soru geliyor…

Acaba susmaları için mi maaş ödeniyor…

İmam kürsüden söylediklerinden dolayı neden yargılanır…

Efendim her şey söylesin mi.?

Evet her şeyi söylesin..

Söylemicekse imam yapmayın…

Laik ülkede, neden din işlerine devlet karışır..?

Devlet benim dinime karışacak, ben devlete “hatalısın” dediğimde beni laiklikle vuracak, öyle mi.?

Yok öyle bir dünya.!

Namaz para ile kıldırılamaz.

Allah aşktır ve O’nun aşkı madde ile anlatılmaz ve yaşanmaz.

Bu ülkede imam-hatip’leri açanlar, belki de bu tezgahı en iyi bilenlerdi.

(Her ihtilalden sonra, din devlet ilişkilerine açılan Kur’an Kurslarına bakmak yeterli)

Evet bu oyunu hepimiz yedik hatta öyle böyle değil, baharatlarla kendimiz tatlandırıp yedik….

Adamı hem imam yapacaksın, hemde eline bir kağıt verip “al bunu oku” diyecek, sömürü ve sistemin için ücretli yandaş toplayacaksın..

Öyle mi.?

Çoğu benim arkadaşım o çocukların ve çokları bu durumdan muzdarip….

Ya nasıl olmalı.!

Tüm İmam-Hatipler ve Kur-an Kursları temelinden kapatılmalı, cemaatler dediğimiz ne olduğu belli olmayan oluşumlar yerle bir edilmeli…

Bu ülkede eğitim ve öğretim veren kurumlar varken, KUR-AN KURSU neden var.

Ya biz aptalmıyız.

Lise varken, dershane neden vardı ve hala neden azda olsa var?

Din her bireyin ihtiyacı ise, imam hatipler dışındaki okullarda okuyan çocuklar, ihtiyaçtan ne hakla mahrum edersiniz.

O’nlar, dinsiz mi olmuş oldu.?

Cevapları şöyle:

Yav öyle değilde.!

………………………..

“Ya nasıl” desek cevapları yok.

Bu kafaya göre, güzel sesli Kur-an okuyan cennetin sahibi…

Bu kafa çürük kafa…

Allah adına okuyan; fizikçi, kimyacı, doktor, mühendis, hukukçu bilendir ve Kur-an aklına göre “ bilenlerle bilmeyen bir değildir”

Ezberleyen değil bilen farklıdır, bilmeyenle bir olmaz…

Allah adına okumak içinde Kur-an aklını anlamak gereli….

Çözüm:

İlköğretim çağından itibaren, “Kur-an aklı ve Şuuru” adı altında dersler konulmalı.

Öğrenci, eğitim öğretim hayatı boyunca ayetleri okuyup düşünmeli….

Ve en önemli kesinlik arz eden fikrim:

“ALLAH BU AYETTE NE MESAJ VERMİŞTİR” diye çocuklar sınıfta tartışmalı..

“Şair burada ne demek istemiştir” diye tartışan eğitim sistemi, bir gün bile “ALLAH BU AYETTE NE MESAJ VERMİŞTİR” diye tartıştı mı.?

Mesaj geldi….

Mesaj bana geldi, bana bırak ben anlayayım….

Sen anlatma.!

Benimle konuş.!

Kur-an Kurlarında olduğu gibi, sus deme, bana vurma..

Harfi meddi yular gibi, boğazıma takma….

Sen anlatırsan, senin dinine inanırım….

Oysa senin dinin sana, benim dinim bana..

İkimize gelen mesaj doğru mesaj ise, (benim şüphem yok, (KUR-AN ALLAH MESAJI) biz zaten seninle hedefte buluşuruz.

Mesajdan şüphen yoksa, ki “yok” diyorsun bana bırak, ben düşüneyim be adam.!

Bu durum cemaat dediğimiz çoğu illegal yapıları kapatır ve İSLAM DÜŞÜNCE KURULUŞLARI kendiliğinden oluşur….

İmam arkadaşlar ise, okullarda derse girip, genç beyinlere hitap eder, köylerde cenaze yıkama hizmetinden kurtulur, dolayısı ile din de ÖLÜ hizmeti değil, yaşam hizmeti olur…..

Bu sayede okullar ile camiler iç içe girmiş kompleks külliye tipi yapılar haline gelir, bir gurup arkadaşta dindarlık adına camiye gelen çocuklara şeker verip rüşvete alıştırmaz…

Çok mu ağır oldu.?

Ne yapayım olan bu.!

Gerçeğin üstünü örtenden daha zalim kim vardır…

Doğru yolda olana selam olsun.!

Dipçe: Kitapın yayına girmesi uzadı ve “ölümlü dünya” olduğu için bu mesajı makale yaptım…

You may also like...

Bir Cevap Yazın