Bulancak Ajans & Ordu Giresun Haber

Video Galeri
Foto Galeri
Web Mobil
Bu haber 5212 kez okundu. | Kategori : SİYASET
Haberin Tarihi :   27 Şubat 2017 - 23:00

MHP Neden Evet Demeliyiz?

Büyüt
Küçült
MHP Neden Evet

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet BAHÇELİ’nin,
MYK - MDK ve Milletvekilleri Ortak Toplantısı Sonunda Düzenlemiş Oldukları 
Basın Toplantısı Metni. 
12 Şubat 2017

Sayın Basın Mensupları,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Partimizin Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri, Merkez Disiplin Kurulu Üyeleri ve Milletvekilleri Ortak Toplantısı münasebetiyle 10 Şubat’tan beri kadim ve tarihi şehrimiz Konya’da bulunuyoruz.

Konya’nın bereket ve birlik ruhuyla önümüzdeki zorlu süreçleri aşmayı ümit ediyoruz.

Dün ve bugün ayrı ayrı yaptığımız oturumlarla son derece verimli ve yararlı olduğuna inandığım toplantılarımızı çalışmalarımızı bu basın toplantımızla tamamlamış olacağız.

Türkiye’nin temel meselelerini, iç ve dış politikadaki gelişmelerle birlikte şüphesiz ki referandum sürecini de değerlendirdik, enine boyuna ele aldık.

Alanlarında çalışma yapan değerli arkadaşlarım, başta anayasa olmak üzere, aydınlatıcı sunumlarıyla MYK, MDK ve Milletvekillerimizi bilgilendirdiler.

Türkiye’nin hassas ve sıcak siyasi ortamında; Milliyetçi Hareket Partisi’nin duruş, tutum, karar ve iradesini bir kez daha teyit ve tescil etme fırsatı bulduk.

İki günlük çalışmalarımızın sonuç itibariyle anlamlı, bundan sonrası için umut verici, ufuk açıcı olduğunu düşünüyor, basın toplantımıza katılan her dava arkadaşımı, her basın mensubunu sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

 

Değerli Basın Mensupları,

Konya, gönül dünyamızın, manevi hayatımızın aziz isimlerinin yetiştiği, basamak basamak yükseldiği muhteşem hatıralarla bezenmiş bir medeniyet şehrimizdir.

Konya ilim, irfan ve ihtiram demektir.

Ve Konya Anadolu Selçuklu Devleti’nin emaneti, erenlerin, evliyaların, Allah dostlarının bizlere tevdi ettiği kutlu bir mirastır.

“Üzülme can! Doğruysan zarar gördüm deme. Bil ki iyiler mutlaka kazanır” diyen Hz. Mevlana Konya’nın susmayan dili, kesilmeyen nefesi, asırlara sığmayıp taşan hepimizin iftihar kaynağıdır.

Yine diyordu ki Hz. Mevlana; “kalp denizdir, dil de kıyı; denizde ne varsa kıyıya o vurur.”

Bu hikmet dolu sözden ilhamımızı alıp Hz. Mevlana’nın manevi huzurunda, ebedi yurdunda kalbimizden ne geçiyorsa dile getirmek istiyoruz.

Muhterem büyüğümüz bir kez daha buyuruyor; dediler ki, gözden ırak olan gönülden de ırak olurmuş.

Dedik ki, gönüle giren gözden ırak olsa ne olur?

Yerimizi hiç kuşku yok ki milletimizin müşfik gönlünde arıyoruz.

Göze gelmeyelim de, göze girmek, göz doldurmak bizim için ikinci plandadır.

Derdi millet olanın devası hizmettir.

Sevdası vatan olanın sedası devlettir.

Samimiyetle söylemek isterim ki, neyi istiyorsak Türkiye lehinedir.

Neyi arıyor, neyi amaçlıyor, nereye varmayı arzuluyorsak Türk milletinin varlığını güvenceye almak, güvenli bir şekilde geleceğe taşımak içindir.

Çünkü biz bu ülkeyi, bu ülkenin her ferdini canımızdan aziz biliyor ve çok seviyoruz.

Bu itibarla Türkiye’nin sorunlarından kurtulması için üzerimize düşen milli ve ahlaki sorumluluğu harfiyen yerine getiriyoruz.

Muhalefet demek olmanın yalnızca eleştirmek, yermek, eksik aramak, kusur araştırmak, kısır tartışmalara gömülmek olmadığını biliyor, bunun da gereğini yapıyoruz.

Kriz tacirleri elbette boş durmayacaktır.

Kaos imalatçıları elbette pes etmeyecektir.

İhanet ve inkar şebekesi de her fırsattan istifade etmenin yarış ve çabasına heves edecektir.

Dün böyle olmuştur, bugün ve yarın da olacak budur.

Ancak biz oyalanamayız.

Yerimizde sayamayız.

Korku tacirlerine, korkak gıybetçilere aldırış edemeyiz.

Mevcutla avunamaz, idarey-i maslahatla vakit kaybedemeyiz.

Milletimizin huzuru için ön almalıyız.

Devletimizin beka ve dirliği için devreye girmeliyiz.

Bugüne kadar bunu yaptık, bu kararlılıkta olduk.

Bilinmelidir ki, milliyetçilik, milletin sürekliliğini, köklerinden kopartılmadan yaşatılmasını ve yükseltilmesini hedeflemektedir.

Milliyetçilik milletine mensubiyet şuuruna sahip inanmış yüreklerin; hep bir adım önde olmasını, hep daha iyisini yapmasını, her zaman da fedakarlıkla hareketini mecburi koşmuştur.

Bugün çevremize bir bakınız, Irak’tan Suriye’ye; Balkanlar’dan Kafkaslar’a, Avrupa’dan Uzak Doğu’ya kadar karmaşa ve kaynayan kazan göreceksiniz.

İnsanlık, karşısına dikilen ağır sorunlarla boğuşmaktadır.

Devletler kıyasıya hakimiyet ve nüfuz mücadelesi içindedir.

Etnik ve dini kimlikler sivrilmiş, anlaşmazlık ve ihtilaflar serpilmiş, çatışma ve kamplaşmalar sertleşmiştir.

Özellikle Ortadoğu yırtıcı ve vahşi emellerin tutsağıdır.

Suriye’deki belirsizlikler, Irak’ın içine sürüklendiği kaotik durum derinleşerek sürmektedir.

Ve bu olumsuz tablonun ülkemize yankısı vahim düzeydedir.

Türkiye, 24 Ağustos’tan bu tarafa Fırat Kalkanı Harekatıyla milli güvenliğini sağlamak için eşsiz ve emsalsiz bir mücadele halindedir.

Terörü kaynağında imha, canileri üredikleri yerlerde yok etmek için Türk devleti atak ve faal haldedir.

Ne var ki, El Bab’tan belirli aralıklarla acı haberler gelmekte, artan şehadetler milli yürekleri kavurmaktadır.

Türkiye’nin güvenliği için sınır ötesinde görev yapan kahramanlarımız alçakların, eli ve zihniyeti kanlı iblis artıklarının saldırısı altındadır.

9 Şubat 2017 Perşembe günü sabah saatlerinde, Rusya Federasyonu’na ait bir savaş uçağı tarafından, IŞİD hedeflerine icra edilen hava harekatı esnasında askerlerimizin bulunduğu bir binaya bomba isabet etmiştir.

Bu kapsamda dört kahramanımız şehit olurken, on kahramanımız da yaralanmıştır.

Bundan bir gün önce de El Bab’ta 5 evladımızı şehit vermiştik.

Daha sonra Rusya Federasyonu askerlerimizin şehit olmasına neden olan menfur olayın kazaen gerçekleştiğini açıklamış, ülkemize üzüntü ve taziye dileklerini iletmişti.

Müteakiben Putin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aramış ve başsağlığı dileğinde bulunmuştu.

Ardından Rusya Federasyonu’ndan gelen kafa karıştırıcı ve kuşkulu mesajlar hepimizi rahatsız etmiş, şehitlerimizin de kemiklerini sızlatmıştır.

Rusya sözcüsü Dimitri Peskov’un 10 Şubat’ta; “Rus Silahlı Kuvvetleri tarafından vurulan hedeflerin Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından verilen koordinatlar olduğu, bu noktada Türk askerinin olmaması gerektiği” şeklindeki açıklaması 9 Şubat’taki kanlı saldırıya yeni bir boyut kazandırmıştır.

Bunun üzerine Genelkurmay Başkanlığı da süratle bu açıklamaya cevap vermiş, Rusların tezlerini beklendiği gibi çürütmüştür.

9 Şubat’ta Rus uçağıyla vurulan askerlerimizin 10 günden beri aynı noktada bulunduğu, 8 Şubat’ta Rus Silahlı Kuvvetler Ataşesinin Genelkurmay Başkanlığı’na davet edilerek askerlerimizin yer aldığı noktaların koordinat bilgilerinin bir kez daha verildiği anlaşılmaktadır.

Rusya’nın olayı saptırıp hava saldırısının sorumluluğunu dolaylı da olsa Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yıkma çabası bir defa iyi niyetten mahrum, komşuluk hukukundan uzak, ahlaken de sorunludur.

Türkiye ile Rusya arasında 12 Ocak 2017 tarihinde imzalanan mutabakat çerçevesinde, TSK’nın Suriye’de icra ettiği harekâta ilişkin bilgiler Ruslarla düzenli ve karşılıklı olarak paylaşılmaktadır.

Rusların iddia ettiği gibi yanlış koordinat verilmesi veya akla gelen diğer ihtimaller en azından Türkiye adına mümkün değildir.

24 Kasım 2015’de bir Rus uçağının düşürülmesi ve bir Rus pilotun ölümünden sonra iki ülke arasındaki ilişkiler kangrene dönüşmüştü.

Rusya adeta kıyameti kopartmıştı.

Aylarca Türkiye-Rusya ilişkileri karşılıklı soğumaya terk edilmiş, iki ülkenin peşpeşe restleşme ve ambargolarıyla Ankara ve Moskova hattını kapatan bunalım içinden çıkılmaz bir hale gelmişti.

Şimdi Rusya askerlerimizi şehit ediyor, sonra da pardonla geçiştiriyor.

Hatta pişkince üstte çıkıp, TSK’yı suçluyor.

Bu yanlıştır, ayıptır, uluslararası hukukun temel ilke ve kurallarını hiçe saymaktır.

Rusya’nın maksadı nedir? Ne yapmaya çalışmaktadır?

Türkiye’nin saldırılar karşısında sesini çıkarmaması, alttan alması, bir şey olmamış gibi davranması nasıl beklenecektir?

PKK-PYD’yi terör örgütü görmeyen, kaldı ki Moskova’da ofis açmasına müsaade eden Rus yönetimi art niyeti, gizli gündemi, sahne gerisinde beslediği emelleri doğrultusunda ülkemizin karşısında husumet odağı olmaya adeta talip ve isteklidir.

Rus hava saldırısı sonucunda şehit olan evlatlarımızın hesabı bir kaç özürle telafi ve örtbas edilemez.

Dahası şehitlerimizin hesabı mutlaka sorulmalıdır.

Suçlular ortaya çıkarılmalı, hak ettiği cezayı bulmalıdır.

Karşımızdaki muhatap Rusya Federasyonu ise biz de Türkiye Cumhuriyeti’yiz.

Kendimize güvenmeli, gücümüzün farkında olmalıyız.

İkaz ediyor, herkesi uyarıyorum; bu coğrafyada var olmanın, ilelebet yaşamanın sırrı aman sorun çıkmasın diye uğraşmak değil; bilakis çıkan sorunların üstüne milletçe kenetlenip cesaretle gitmektir.

Üzerinde yaşadığımız vatan topraklarının omuzlarımıza yüklediği tarihi görev bunu gerektirmektedir.

Hamd olsun hiç kimseden eksik kalır yanımız yoktur.

Çekinecek, utanacak, sıkılacak, kaçacak karakter zaafımız da yoktur.

Eğer korksaydık, eğer kaçmayı deneseydik, ilk tehdit ve tehlikede vazgeçseydik; ne bin yıldır bu topraklara vatan mührü vurabilir, ne de bağımsızlığı kendimize değişmez kader yapabilirdik.

Şu husus iyi anlaşılsın ki, ateş ancak düştüğü yeri yakacaktır.

Aba altından gösterilen sopalar, en başta gösterenin başına inecektir.

Provokasyon peşinde koşan ülke ve ülkeler Türkiye’yi hafife almanın, sabrını sınamanın, tahammülünü ölçmenin yeri gelirse sonuçlarına pek tabii katlanmak durumunda kalacaklardır.

Türk milletinin onuru yere düşürülemez. Düşürmeye de kimsenin gücü ve kudreti yetmez.

Fırat Kalkanı Harekâtı artık hedefine ulaşmalı, ölüm ve cinayet çetesi IŞİD El Bab’tan temizlenip atılmalıdır.

Türk askerinin ve Özgür Suriye Ordusu’nun El Bab’a batıdan girip yüzde 60’na yakın alanları kontrol ettiğine dönük haberler dünden beri gündemdedir.

El Bab’tan IŞİD sökülüp atılırsa, Azez-Cerablus hattının terörden arındırılacağı da ortadadır.

Bu arada Suriye ordusunun, Rusya- Türkiye arasında daha önce kararlaştırılan geçici sınır çizgisine ulaştığı da duyurulmuştur.

Anlayacağınız IŞİD, kapana kısılmıştır.

Duamız kahraman evlatlarımızladır.

Desteğimiz bu aziz vatanın dirliği, bu büyük milletin bekası için kan ve ter akıtan tüm asker ve polislerimizin üzerinedir.

Bu vesileyle tüm şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet niyaz ediyor, halen tedavi altında bulunanlara da acil şifalar diliyorum.

 

Sayın Basın Mensupları,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Türkiye çok çetin, çok çetrefilli, çok çekişmeli günlerden geçmektedir.

İç ve dış sorun alanlarımız gittikçe karmaşıklaşmakta, gün be gün genişlemektedir.

Birleşik Krallık ve Almanya Başbakanı’nın ziyaretlerinin hemen akabinde CIA Başkanı da Türkiye’ye gelmiştir.

ABD yönetiminin istihbarat başkanını muhatap olarak göndermesi tartışılması gerekli bir tasarruf olsa da, Türkiye ve Ortadoğu’nun ilerleyen günlerde kritik gelişmelere gebe olduğunu bilmek lazımdır.

Nitekim yapılan temaslardan çıkardığımız kadarıyla Ortadoğu’daki son olaylar masadadır.

Küresel siyasetin nabzı Türkiye’de atmaktadır.

Bölgesel denge arayışlarının ağırlık merkezi gene Türkiye’dir.

Ülkemizin içinde olmadığı, onay vermediği, desteklemediği küresel ve bölgesel siyaset planlamalarının yaşama şansı yok denecek kadar zayıftır.





Sayfayı Yazdır
Print Friendly / PDF
Sosyal Paylaşım


Etiketler :
İsim Soyisim :
E-Mail :
UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Uyarı
Güvenlik kodu :
Bu habere ilk yorumu siz yapın.
DİĞER HABERLER
1. LİG PUAN DURUMU
SATILIK İLAN SAG TARAF
Foother
SOSYAL MEDYA
Facebook Twitter RSS Sitemap
"Bulancak Ajans & Ordu Giresun Haber | http://www.bulancakajans.com/"   Tum Hakları Saklıdır. © 2016 - 2017
Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilse dahi alıntı yapılamaz. Haberlere yazılan yorumlardan kullanıcılar, köşe yazılarından ise yazarları sorumludur. Copyright © 2008 sanalbasin.com üyesidir Ordu 
Kent Gazetesi